Daha çox
Kürd adları
Axtarışa tıklayın
İstatistika
Dil
 کوردیی ناوەڕاست - Central Kurdish 317,066
 Kurmancî - Upper Kurdish (Latin) 95,606
 هەورامی - Kurdish Hawrami 67,732
 عربي - Arabic 43,981
 کرمانجی - Upper Kurdish (Arami) 26,637
 فارسی - Farsi 15,802
 English - English 8,530
 Türkçe - Turkish 3,830
 Deutsch - German 2,032
 لوڕی - Kurdish Luri 1,785
 Pусский - Russian 1,145
 Français - French 359
 Nederlands - Dutch 131
 Zazakî - Kurdish Zazaki 92
 Svenska - Swedish 79
 Español - Spanish 61
 Italiano - Italian 61
 Polski - Polish 60
 Հայերեն - Armenian 57
 لەکی - Kurdish Laki 39
 Azərbaycanca - Azerbaijani 35
 日本人 - Japanese 24
 Norsk - Norwegian 22
 中国的 - Chinese 21
 עברית - Hebrew 20
 Ελληνική - Greek 19
 Fins - Finnish 14
 Português - Portuguese 14
 Catalana - Catalana 14
 Esperanto - Esperanto 10
 Ozbek - Uzbek 9
 Тоҷикӣ - Tajik 9
 Srpski - Serbian 6
 ქართველი - Georgian 6
 Čeština - Czech 5
 Lietuvių - Lithuanian 5
 Hrvatski - Croatian 5
 балгарская - Bulgarian 4
 Kiswahili سَوَاحِلي - 3
 हिन्दी - Hindi 2
 Cebuano - Cebuano 1
 қазақ - Kazakh 1
 ترکمانی - Turkman (Arami Script) 1
Grup
 Azərbaycanca Partiyalar və təşkilatlar 1
Fayl saxlama
∑
Hamısı bir yerdə 274,453 Məzmun axtarışı
|
“ÇOĞUNLUK İKTİDARI VE AZINLIK DİRENİŞİ: TÜRKİYE’DE KÜRTÇE DİL HAKKI” Milliyetçiliğe karşı dönüştürücü direniş Söyleşi
Grup: Qısa təsvir
Hər bir şəkil yüz sözdən daha çoxdur! Zəhmət olmasa tarixi fotoşəkillərimizi qoruyun.
“ÇOĞUNLUK İKTİDARI VE AZINLIK DİRENİŞİ: TÜRKİYE’DE KÜRTÇE DİL HAKKI”
Milliyetçiliğe karşı dönüştürücü direniş
Söyleşi: Ulus Atayurt
15 Mayıs 2021
Varlığı dahi yıllarca yok sayıldıktan, konuşulması dahi suç oluşturduktan sonra Türkiye’de Kürtçe kademeli olarak kabul gördü. Devlet televizyonu Kürtçe kanal bile kurdu, ama anadilde eğitim hakkına dair bir emare ufukta görünmüyor. İktidarın siyasal hamlelerine göre nispi rahatlamalar yaşayan Kürtçe bugün yine baskı altındaki dönemlerinden birini yaşıyor, yeni anayasa tartışmalarında bahsi bile geçmiyor. Kürtçenin Türkiye’deki “kaderi” niye böyle, iktidar-dil ilişkisi nasıl bir şey? “Çoğunluk İktidarı ve Azınlık Direnişi: Türkiye’de Kürtçe Dil Hakkı” başlıklı doktora çalışmasının ardından “Türkiye Siyasetinde Kürtler –Direniş, Hak Arayışı, Katılım” kitabını derleyenler arasında yer alan, çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak ders veren Nesrin Uçarlar ile 2010’da konuşmuştuk. 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı vesilesiyle 109 no’lu Express’ten naklen…
Dil hakkını iktidar ve direniş mekanizmaları açısından ele aldığınız “Çoğunluk İktidarı ve Azınlık Direnişi: Türkiye’de Kürtçe Dil Hakkı” başlıklı doktora tezinizin çıkış noktası neydi?
Nesrin Uçarlar: Tezin çıkış noktasında iktidar ve direniş mekanizmaları odakta değildi. Başta, azınlık hakları ve kültürel haklar içinde en önemli meselenin dil olduğu noktasından hareketle, dilin milliyetçi ve ulus kurma odaklı projelerdeki rolüne vurgu yapmıştım. Milliyetçilik tartışmasında modernist ve postmodern yaklaşımlardan hareket ettim. Modernist yaklaşım araçsalcıdır, dilin nasıl kullanıldığını anlatır. Modernleşme projesinde Osmanlıcayla olan ilişkinin terk edilmesi, Türk Dil Kurumu’yla dilin homojenleştirilmesi, Millî Tedrisat Kanunları’nın çıkarılması, medreselerin kaldırılması gibi süreçler net bir şekilde milliyetçilik ile dil arasındaki bağlantıyı gösteriyor. Özellikle Avrupa’da homojenleşmeye karşı azınlıkların da aynı yollarla dil konusunda direniş gösterdiğini görüyoruz. Mesela Basklara ve Katalanlara baktığınızda, 1979’da otonomi ele geçirildikten sonra azınlık bölgelerinde tek dil ilan etmek gibi modernist bir yöntem kullanılıyor. Şimdiyse bu statükocu durumun yetmediği, halkın dille ilişkisinin önemi vurgulanıyor. Son kertede ben buna değil, iktidarın tekrar içselleştirildiğine, çoğunluğu elde edince azınlığın nasıl başka bir azınlık yaratmaya açık olduğuna da baktım. Sonuçta, çoğunluk iktidarıyla azınlık direnişinin doğrudan birbirlerinin karşıtı olmadığını, benzer söylemleri kullanarak, birbirlerini üreterek bir ikili yapı kurduklarını da deşifre etmek gerekiyor.
Gramsci’nin “kültürel hegemonya” kavramına gönderme yapıyorsunuz…
Kürt aktivistlerin postmodern kimlik tartışmalarının gündemde olduğu bir dönemde hareketi yeniden ele aldıkları için bir farkındalıkları var. Mesela Kuzey Irak’taki Türkmenleri es geçmiyorlar. Konuştuğum Kürt entelektüellerinin çoğu, Kürdistan kurulsa bile orada başka dil konuşan insanların haklarının tanınması gerektiğini düşünüyor. Gramsci’nin kültürel hegomonya tanımına birebir gönderme yapmasalar da, durumun savundukları ideallerin tersine bir sonuca yol açabileceğinin farkındalar. Gramsci, dilin doğrudan kültürel hegemonya yaratmanın bir aracı olduğunu anlatıyor. Bir halkı, anadili olmayan bir dili konuşmaya zorlamanın onların yaratıcılığını, düşünsel gücünü nasıl öldüreceğini söylüyor. En kötüsü de, şiddet doğuracaktır diyor. Ama dil söyleminin nasıl kolayca içselleştirilebileceğini anlatarak azınlık söyleminin tehlikeleriyle ilgili de önemli bir veri veriyor.
Gramsci, dilin doğrudan kültürel hegemonya yaratmanın bir aracı olduğunu anlatıyor. Bir halkı, anadili olmayan bir dili konuşmaya zorlamanın onların yaratıcılığını, düşünsel gücünü nasıl öldüreceğini söylüyor. En kötüsü de, şiddet doğuracaktır diyor.
“Kişisel olan siyasidir”; hem Gramsci, hem de feminist düşünce açısından başvurduğunuz bir kavram.
Azınlık ve dil haklarının hem uluslararası hem de ulusal metinlerde nasıl ele alındığına bakınca, bireysel haklar ve kolektif haklar, kamusal ve özel alana dair haklar gibi ikilemlerle karşılaşıyoruz. Antik Yunan’dan beri kamusal alan daha çok siyasal alan olarak tanımlanıyor. Ancak günümüzde kamusal alan siyasal değil; apolitik, devlete ait bir yer. İnsan yaşamını bireysel ve kolektif diye kolayca ayıramayız. Özellikle de azınlıklar için hayat böyle yaşanmıyor. Bu ayrım, azınlıkların çoğunluğa dahil edilmesi sürecinde ön plana çıkıyor. Evde Kürtçe konuşma hakkın var. Ama bu, kamusal bir “hak” değil. Kamusal haklar siyasal bağlam içinde belirlenir, azınlıkların böyle bir hakkı yok. Kamusal alan dediğimiz aslında ulusal alan. Bu alan sanki tarafsız, bütün vatandaşlara eşit derecede açık gibi algılanıyor. Ama o alanı tanımlayan bir çoğunluk var. “Bu alanda tek bir dil konuşulacaktır” diyorsan taraflı bir alana dönüşüyor. Niçin bunlar verili kabul ediliyor? Orada da radikal feministlerin “kişisel olan siyasaldır” şiarı devreye giriyor. Çünkü çoğunlukların kişisel sorunları aslında gayet kamusal bir sorun. Azınlıklarınki ise “kişisel”. Bu yüzden erkek egemen bir dünyada kadınların bunu fark etmiş olması tesadüf değil.
Birey ve topluluk hakları, kamusal ve özel alan ikiliklerine dönelim. AB, Avrupa Konseyi, BM gibi büyük ölçekli kurumlar ve Türkiye’nin de imzaladığı uluslararası sözleşmeler bu ikilemlere nasıl bakıyor?
1. Dünya Savaşı’na kadar Milletler Cemiyeti’nde bu sorun çok net olarak kolektif haklar bağlamında tartışılıyor. Azınlık hakları mefhumu ilk defa o dönemde uluslararası gündeme giriyor. Bu hakların pozitif haklar olmadığı, bilâkis, gerçek eşitliğin ancak bu haklar sayesinde olabileceği dile getiriliyor. Fakat Milletler Cemiyeti’nin ömrü kısa. II. Dünya Savaşı çok ciddi bir azınlık sorununa yol açıyor. Sınırlar değişirken yeni devletlerin içinde azınlıklar ortaya çıkıyor. Savaş sonrası BM kurulduğunda, azınlıklara kolektif haklar verilmesinin bir çatışma sebebi olabileceği ihtimali fark ediliyor. Azınlık hakları, bireysel haklar ve özel alan ile sınırlanıyor. Soğuk Savaş sonrası, kamusal ve kolektif hakların tekrar telaffuz edildiğini görüyoruz. Ama uluslararası metinlerin hepsi, biraz bizim anayasaya benziyor. Bütün özgürlükler ve haklar tanımlandıktan sonra “bu haklar devletlerin ulusal sınırlarını tehdit edecek şekilde kullanılamaz” veyahut “devletlerin imkânları ölçüsünde uygulanır” deniyor. Yetki büyük ölçüde devlet mekanizmasına terk edildiği için bu dokümanlar etkili değil. En ilginci de, AB’nin dil ya da azınlık haklarıyla ilgili herhangi bir metni olmaması. AB, Avrupa Konseyi’nin çıkardığı iki metni, Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı’nı ve Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşmesi’ni üye ülkelerin imzalamalarını salık veriyor. Ama şart değil. Mesela Fransa ve Yunanistan direniyor. Kendi toprakları içinde dilsel azınlıklar olmadığını söylüyorlar. Peki, bu tür uluslararası metinler azınlıklara ne derece faydalı olabilir? Azınlıklar bu metinlerin yazılma sürecinde bulunmuyorlar. AB’de daha bağlayıcı metinler devletleri rahatsız edeceği için çıkmıyor. Türkiye’deki sorunu ise eksik, tamamlanmamış liberalizm ve modernite sorunu olarak tanımlayanlar var. Kolektif ve kamusal haklardan bahsettiğinizde, “sorun, bireysel hakların yeterince kullanılamaması” diyorlar. Avrupa’daki liberal ülkelerde liberalizm tamama erdiği halde bu sorunlar hâlâ var, sadece daha “güzel” tartışılıyor. Yani oturup Türkiye’nin liberalleşmesini mi bekleyeceğiz? Çünkü liberalizmi ve moderniteyi kendi içinde zaten tartışabiliriz. Kolektif hakları savunanlarsa, doğal olarak Kürtler, diğer dilsel azınlıklar ve sol perspektife sahip çevreler.
Burada ulusalcı ve liberal çizgiler örtüşmüyor mu?
Evet, aynen öyle. Hatta “modernleşme projemiz güzel, ancak hakkıyla yapılamadığı için sorun var” deniyor. Evet, belki ekonomik açıdan eşitlikçi bir kalkınma, daha erken bir modernleşme olsaydı, belki biraz daha az şiddetli bir sorun yaşıyor olabilirdik. Fransa örneğinde olduğu gibi –ki orada da Korsika meselesi var. Son kertede, modernleşme bunların garantisi değil. Türkiye’de henüz bireysel hak ve kolektif hak ayrımı tartışmasına girilmemiş görünüyor. Aslında, bireysel/kolektif haklar tartışması mesnetsiz bir tartışma. Böyle yaşamıyo- ruz. Siyaset kolektif olarak yapılıyor. Bu ayrım, liberal söylemin yanılgısı. Kolek- tif hakkın içine de iktisadî boyutun, me- kânsal, kentsel boyutun girmesi elzem. Yaşanılan bölge, insanlar, mekânlar be- raber düşünülmeli. Ortak kimlik açısın- dan değil, yaşamsal meseleler açısından kolektiviteyi ele almalıyız.
Kamusal alan bütün vatandaşlara eşit derecede açık gibi algılanıyor. Ama o alanı tanımlayan bir çoğunluk var. “Bu alanda tek bir dil konuşulacaktır” diyorsan taraflı bir alana dönüşüyor. Orada radikal feministlerin “kişisel olan siyasaldır” şiarı devreye giriyor. Çoğunlukların kişisel sorunları gayet kamusal, azınlıklarınki ise “kişisel”. Erkek egemen bir dünyada kadınların bunu fark etmiş olması tesadüf değil.
Post-kolonyal ve post-yapısalcıların, mesela Homi Bhabha’nın ortaya attığı paylaşımcı, milliyetçiliğe kaçmayan ara devrelerden bahsediyorsunuz…
Post-yapısalcıların iktidar tartışmasından faydalanıyorum. İktidarı elde etme fikrine tetikte yaklaşmaktan bahsediyoruz. Kürtlerin bir iktidar talebi yerine, haklarını özgürce ve ortaklaşa belirlemeye muktedir olma anlamında bir kolektivite talebi olabilir. Kürt hareketinde zaten bu tür sinyaller var. Bu farkındalıkla ontolojin ve dolayısıyla epistemolojin değişiyor. Mesela bir devlet fikri yerine yerinden yönetim meselesinin ortaya atılması, post-yapısal anarşizme de götürebilir bizi. Bu biraz Zapatistaların da yaptığı gibi olabilir. Konseyler, halk komiteleri kuruldukça, paradigma ve pratikler de değişebilir. Kürt hareketine eklemlenecek egemen çoğunluk mensupları bu tür tartışmaları genişleterek bir katkı sunabilir.
YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan Kürtçenin yüzde 60-70’inin Farsçadan, yüzde 20-25’inin Arapçadan, gerisinin de Türkçeden ödünç alındığını söylüyor. Kürtçe tarihi karşınıza nasıl çıktı?
Kürtçenin bir dille akrabalığı kurulacaksa bu elbette Farsça olur. Ama bu tür etkileşimler Türkçe için de geçerli değil mi? Kürtçe sadece standartlaşma ve yazın dili olarak biraz işin başında. Özellikle Kırmançca için bu böyle. Ama Soranca için durum farklı. Dört ülkeye yayılmış Kürt halkı içinde en az hakka sahip olanlar Türkiye ve Suriye’dekiler. İran ve Irak’ta dil açısından hakları var. Türkiye’deki Kırmançcanın standartlaşması esas olarak buradan Avrupa’ya giden Kürtlerle başlıyor. Yusuf Ziya Özcan’ın yaptığı gibi, Kürtçe başka bir dilin bileşeni yapılarak önemsizleştirilemez. Diyelim ki, Farsçanın bir lehçesi. Ne olacak ki? Dilbilimcilerin “dil, ordusu olan lehçedir” diye bir deyişi var. Kürtçe, devleti olmadığı için, daha çok edebî alanda eserler vererek gelişiyor. 16. ve 17. yüzyılda da ağaların himayesindeki şairler çok ürün veriyor. Medrese eğitim sistemi tek olmadığı için Kürtçe eğitim ve eserler var. Cumhuriyetle bunlar yasaklanınca ölü bir döneme geçiliyor.
Tezinizde diaspora Kürtleri ve yerel entelektüellerle söyleşiler yapıyorsunuz. Bu iki coğrafyadaki değerlendirmeleriniz nasıl?
Milliyetçilik çalışırken transnational (ulus-ötesi) yaklaşımlara dair literatüre ilgim Kürt diasporasıyla beraber şekilendi. Çalışmanın bir kısmını yaptığım İsveç, Kürt kültürel yaşamının merkezi olarak kabul edilen ülkelerden biri. Almanya, sosyal göçle de şekillenen Kürt kimliğine sahipken, İsveç doğrudan siyasallaşmış Kürt entelektüellerin gittiği yer. Önce diasporaya baktım. Avrupa’daki çeşitli örgütlerin siyasal liderleri ve bağımsız, dil üzerine çalışan insanlarla görüştüm. Kemal Burkay bunlardan biri. Bir yandan KOMKAR (Kürdistan Dernekleri Birliği) ve PSK’nin (Türkiye Kürdistan’ı Sosyalist Partisi) uzun yıllar lideri olmuş, bir yandan da Kürtçe pek çok kitap yazmış bir isim. Görüşülmezse olmaz isimlerin yanısıra, kamuoyunda ön plana çıkmamış kişilerle görüştüm. Lerzan Jandil, Alan Dilpak, Munzur Çem bunlardan bazıları. Alan Dilpak’ın Kürtçe alfabe kitabı var. İsveç’te bir Kürt okulunun yöneticisi Haydar Diljen gibi, Kürtçenin fiilen içinde olan insanlara gittim. Görüştüğüm otuza yakın kişi arasında sorulara baştan aşağıya milliyetçi bir yaklaşımla cevap veren çok az. Ayrıca, bir-iki saat zarfında söylenenlere bakıp insanları kategorilere yerleştirmedim, eğilimleri ulus-ötesi kavramıyla birleştirerek üç kategoriye ayırdım. İlk eğilim, klasik milliyetçiliğe yakındı. Bu eğilimin söylemlerinde devlet ya da federal yönetim türü bağımsız veya özerk, siyasal bir üstyapı öne çıkıyor. Kürtçenin bir özerk yapı ya da devlet içinde resmi dil olmasını, standartlaştırılmasını, bunun da egemen bir lehçe etrafında yapılmasını istiyorlar. İktidar algısı oldukça klasik. İkinci eğilime kültürelci görüş diyebiliriz. Onlar baştan beri dille daha çok ilgilenen, dilin araçsallaştırılmaması gerektiğine inananlar. Dilin kendisinin bir değer ve zenginlik olduğunu söylüyorlar. Bu eğilimde apolitik diyebileceğimiz unsurlar mevcut. Politikadan klasik devlet, iktidar merkezli politikayı anlıyor ve bu sebeple dil hakları mücadelesini politikadan arındırmaya çalışıyorlar. Halbuki yaptıkları tüm kültürel çalışmalar siyasal bir alanda varlık gösteriyor. Üçüncü eğilim, ulus-ötesi yaklaşım. Bu eğilimdekiler sayıca daha az ve daha marjinal bir kesim. Ulus-ötesinden kastım, milliyetçiliğe daha eleştirel yaklaşabilen, dille ulusal kimlik arasında doğrudan ilişki kurmayan, kimliği inşa edilmiş bir varoluş olarak tanımlayanlar. Konuştuğum kişilerden diasporadaki Kürt entelektüelleri Avrupa’daki birinci, Türkiye’dekiler ise 1990’larda siyasallaşmış ikinci jenerasyonu temsil ediyor. İlginç olan, buradaki yeni jenerasyonun ulus-ötesi yaklaşıma daha yakın olması. Demek ki diaspora, ulusçuluk anlayışının sorgulanmasının otomatik olarak gerçekleştiği yer değil. Hatta tersi bir durum söz konusu. Tabii, diasporanın tutumu aynı zamanda Avrupa’daki ırkçılık ve yabancı düşmanlığından da kaynaklanıyor. Türkiye’ye baktığımızda, milliyetçilik eleştirisinin zayıf olmadığını, mesela Kawa Nemir, Lal Laleş, Sami Tan gibi yeni jenerasyonun bu konuda farkındalık geliştirdiğini görüyoruz. Sami Tan İstanbul Kürt Enstitüsü başkanı ve bu kurumun Kürt siyasal hareketiyle yakın bağları mevcut; devlet eleştirisi gibi, PKK eleştirisi de yapabiliyorlar. Birincisi, zamanında PKK’nin de devlet benzeri bir milliyetçi yaklaşıma sahip olduğunu söyleyebiliyorlar. Şimdi PKK’de de bu tartışma sürüyor. İkincisi, dili bir direniş mekanizması olarak kullansalar da, kültürelciler gibi naif bir yerden değil, kamusal alana çıkmak, insanların dille ilişkilerini onlara gözden geçirtmek üzerinden hareket ediyorlar. Üçüncüsü, siyasallık eski sosyalist anlayıştaki gibi doğrudan devrim odaklı değil. Yine de çok siyasal bir angajman var. Kitapların iki dilli basılmasını talep ediyorlar. Türkçeyle ilişkilerini bir düşmanlık üzerinden yürütmüyorlar, bir karşıtlık kurmuyorlar. Çoklu siyasal bir yapı tahayyül ediyorlar. Sanatsal ve kültürel alanın doğrudan siyasete alet edilmeden siyasal olabileceğini söylüyorlar.
Kürtlerin iktidar talebi yerine, haklarını özgürce ve ortaklaşa belirlemeye muktedir olma anlamında bir kolektivite talebi olabilir. Kürt hareketinde bu tür sinyaller var. Devlet fikri yerine yerinden yönetim meselesinin ortaya atılması, post-yapısal anarşizme de götürebilir bizi. Konseyler, halk komiteleri kuruldukça, paradigma ve pratikler de değişebilir.
#PKK#’nin dil konusundaki tutumu ve farklı Kürtçe lehçeleri hakkında neler düşünüyorsunuz?
PKK’nin ilk ortaya çıkışını ve dünyadaki atmosferi düşündüğümüzde sol, Marksist-Leninist, devrimci bir hareket olduğunu hatırlarız. Bildiğimiz anlamda milliyetçi referansları yoktu. Milliyetçilik söylemi 1990’larda kullanılmaya başlansa da, hemen terk edilmeye çalışılmış. Bu anlamda, PKK’nin uzun süre dili siyasal bir mücadele aracı olarak kullanmadığı çok açık. Hatta PKK’nin Kürtleri Türkçeye asimile ettiğini iddia edenler var. Aslında, PKK başta şehirlerde örgütlenirken ortak dil olarak Türkçeyi seçiyor, çünkü Kürtçe eğitimi alınmamış bir dil. Köylere gittikçe Kürtçe ortaya çıkıyor. Açıkçası, bu konuda araştırma açısından bir boşluk olduğunu düşünüyorum. PKK insanları nasıl örgütledi? Siyasal hareketler, konjonktüre uygun söylemler seçiyorlar. Toprak, devlet, Kürdistan, su, baraj insanları mobilize etmeye yeterli. Şimdi, dil hakkı da kullanılıyor. Ancak PKK’nin dil mücadelesine uzun yıllar bir katkısı olmaması örgüte has bir durum değil. Şartlar elvermediği için pek çok Kürt hareketi böyle davrandı. Kürtler çok farklı görüşlere sahip bir topluluk. Genel olarak bazılarının PKK’ye dile vurgu yapmadığı için kızgın olduğunu, bazılarının da bunu PKK’nin milliyetçi olmadığına dair bir gösterge olarak algıladıklarını söyleyebiliriz. Çünkü PKK’de, ETA’da olduğu gibi, Kürt siyasal hareketine bağlılığınız dili konuşmanızla ölçülmüyor. Yani özcü bir milliyetçilikle karşı karşıya değiliz. Bazıları da PKK’yi milliyetçiliğe sürükleyen nedenin, sosyalizmin gündemden düşmesi, örgütün tabanını sosyalist söylemlerle yeterince örgütleyememesi olduğunu söylüyor. Bu durumun çok kısa sürede tartışılmaya başlanmasını şans olarak görüyorum. İktidarıyla, muhalefetiyle Türk siyasal yaşamındaki aktörlerin tartışmadığı kadar milliyetçiliği tartışıyor Kürt hareketi. Bu tartışmaya vesile olan faktörlerden biri olarak Zazaca meselesi sayılabilir. Bu mesele bilhassa Zazaca Hareketi’nde vücut buluyor. Zazaca en eski, fakat en az yazılmış, daha doğrusu, en geç yazılmaya başlanmış dil ve daha az insan kullanıyor. Dil mi, lehçe mi, bu benim meselem değil. Zazaca hareketi Avrupa’da başlamış. Bazıları bunu, Avrupa’ya gitmiş Kürt entelektüellerin postmodern dönemde kültürel kimlik tartışmaları açılınca kendilerine bir alan açmak için başlattıklarını söylüyor. Bazıları da Avrupa’da çok eski dönemde yapılmış çalışmalarda Zazacanın ayrı bir dil olarak belirlendiğine atıfla harekete meşruiyet kazandırmaya çalışıyor. Bence ulusal kimliğin nasıl inşa edildiğini Zazaca hareketi üzerinden anlayabiliriz. Bugün yok, ama yüzyıl sonra bir Zaza ulusu olabilir. Bu böyle başlıyor. Kaynaklar bulunuyor, kitaplar basılıyor, örgütler kuruluyor ve Zaza diye bir kimlik çıkıyor.
Miroslav Hroch gibi milliyetçilik kuramcılarına göre özellikle Avrupa’da, ilkin milliyetçi bir entelektüel zümre ortaya çıkıyor. Akabinde orta sınıf, yayın ve haberleşme yoluyla yarı-bilinç durumuna geçiyor. Bu Avrupa’da sizin baktığınız örneklerde de hep böyle mi?
Hroch’un eksiği, sorunuzdaki modeli sadece yeni ulusal hareketler için kullanmasıydı. Oysa Fransa kurulduğunda da halkın sadece yüzde 25’i Fransızca konuşuyordu. En fazla 200 yıllık bir geçmişi olan zorunlu eğitim çok önemli bir fark yaratıyor. Benedict Anderson’ın dediği gibi, ulusun üyelerinin birbirini hayal etmesini sağlayan en önemli aygıtlardan biri bu zorunlu eğitim. Birkaç nesil sonra Fransızca konuşan bir ulus ortaya çıkıyor. Ulus-devlet projesi hiçbir zaman bir devlet, bir iktidar ve o iktidarın kullandığı elitler olmadan gerçekleşmiyor. Ancak belli bir süre sonra milliyetçilik de din gibi içselleştiriliyor ve toplum tarafından üretilmeye başlanıyor. “Sokaktaki insan”ın bu kadar kolay milliyetçi olmasını açıklamamız lâzım. Türkiye’de milliyetçilik kimliğin çok doğal bir parçası gibi dile getiriliyor. Avrupa’da en azından bu bir farkındalıkla beraber telaffuz ediliyor. Orada milliyetçi olmak “normal” bir durum değil. Bu anlamda benim amacım, masum gibi gözüken Fransız modelini de sorunsallaştırmak. Biliyorsunuz, Fransız ve Alman modeli diye bir ayrım var. Fransa’da Fransızca konuşur ve Fransız kültürel değerlerini benimsersen Fransız oluyorsun, Almanya’da Alman olmanın kan bağıyla ilişkisi kuruluyor. Fransız modeli medeni bir proje gibi anlatılıyor, ama aslında ikisi de şiddet kullanıyor, biri şiddet yoluyla içeriyor, diğeri şiddet yoluyla dışarıda bırakıyor. Özellikle ulusal dil politikaları açısından söz konusu ayrım yitiyor. Türkiye’deki modelin Alman ve Fransız modellerinin bir karışımı olduğu söyleniyor. Kısaca halk Alman/Fransız olduğunu biliyor olabilir, ama Alman/Fransız olmanın siyasal, kültürel, ekonomik bir karşılık bulması devlet eliyle yapılan bir şey. Ernest Gellner buna “bahçe kültürleri” diyor. Bazı kültürler seçilip yetiştiriliyor, devlet eliyle geliştirilerek yaygınlaştırılıyor. Bazı kültürler de baskı altına alınıyor ya da ihmal ediliyor. Bunun dereceleri değişebilir. Kimisi liberalizm adı altında “ilgilenmiyorum, ne yaparsanız yapın” der, ama bu yavaş bir ölüme terk etmek olur. Kimisi de doğrudan otoriter bir yöntemle bastırır.
“Türklerin” kafasını karıştırmalı, Türk ulus kimliğini tartışmaya açmalı ve Türkçeyle kurulan ilişkiyi dönüştürmeliyiz. Bizler, yani çoğunluğun üyeleri de özgür değiliz. “Türk” olmaktan başka şansımız yok. Marx nasıl işçileri devrimin özneleri olarak gördüyse, bugün dönüştürücü direnişin öznelerini azınlıklar olarak görebiliriz.
Milliyetçiliğe karşı dönüştürücü direnişi öneriyorsunuz. Bu nasıl bir pratik?
Azınlık direnişinde çoğunluğu da içerecek, mevcut iktidar ve siyaset anlayışını dönüştürecek bir yaklaşım olması gerekiyor. Sadece Kürtlerin hakları ve Kürtçe için direnmenin özgürleştirici ve dönüştürücü bir tarafı yok. Kürt hareketinde bu tür bir dönüştürücü yaklaşımın nüveleri zaten var. “Türklerin” kafasını karıştırmalı, Türk ulus kimliğini tartışmaya açmalı ve Türkçeyle kurulan ilişkiyi dönüştürmeliyiz. Esasen bizler, yani çoğunluğun üyeleri de özgür değiliz. “Türk” olmaktan başka şansımız yok. Azınlıklardan ayrıcalıklı durumdayız tabii ki, çünkü ortam “Türk”. Ama son kertede ben Türk olmak istemiyorum. Devlet ve bürokrasi dışında yerel siyasetin yolunu açacak bir direnişe ihtiyacımız var. Marx nasıl işçileri devrimin özneleri olarak gördüyse, bugün dönüştürücü direnişin öznelerini azınlıklar olarak görebiliriz. Tabii bu durum da koşulsuz şartsız gerçekleşmeyecek. Her işçi nasıl işçi bilincine sahip değilse, her Kürt de Kürtlük ve bunun üzerinden dönüştürücü bir siyaset yapabilme potansiyeline ve farkındalığına sahip değildir doğal ki. Benim benzetmem biraz da öncülük açısından atfedilen rol anlamında. Tıpkı işçiler gibi, azınlıkların da hayata başlar başlamaz bir farkındalıkları mevcut. O yüzden dönüştürücü direnişin failleri olmaları potansiyel olarak mümkün. Burada bir desteğe ve dayanışmaya ihtiyaçları var. Siyaset hepimizi tek, sabit bir kimlik içinde eritmemeli. Öte yandan ben Kürt siyasetini bu anlamda çok olumlu buluyor, hiç kısır görmüyorum.
Dil hakkı konusunda İsviçre modeli gibi federatif bir yapı kullanılamaz mı?
Dil sorununun çözüldüğü bütün yerlerde, mutlaka topraksal veya kültürel bir özerklik mevcut. İsviçre modeli bunlar arasında biraz uç bir örnek. Kantonlar ve federal bir yapı. Ancak bunları tartışmak gerekiyor. Dil sorununun çözüldüğü yerde öncelikle yerinden yönetime rastlıyoruz. Mesela Korsika da dahil –ki Fransa üniter bir devlet– yetkilerin yerel yönetime kısmi devri söz konusu. Merkezi yapıyı aynen koruyalım derseniz, sorunu çözme şansınız yok. Sadece Bask, Korsika, Katalunya ya da İsviçre’ye değil, mesela İsveç’e bakalım. Orada belediyeler özerk bir yapı gibi. Federal sistem yok, ama belediye isterse “suyu özelleştirmeyeceğim”, “Kürtçe okul açacağım” diyebiliyor. Kimse de kalkıp “bu, ulusal çıkarlara aykırı” demiyor. Dil hakları meselesi de ancak yerel mercilerle merkezi yönetim arasındaki ilişki üzerinden çözülebilir. Yerinden yönetim nihayetinde ekonomik olarak da yetkilerin paylaşılması anlamına gelecek. Bu, bugünkü şartlarda Türkiye’deki iktidarların kolay kolay rıza göstereceği bir şey değil. Yoksa eğer yerel yönetim yasası uygulanırsa, mesela DTP’nin Diyarbakır’daki kaynaklar konusunda bir yetkisi olmasından doğal bir şey olamaz.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 1,319 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Başlıq xüsusiyyətləri Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 01-06-2024 qeyd edilib Bu məqalə هاوڕێ باخەوان tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə هاوڕێ باخەوان tərəfindən 01-06-2024 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 1,319 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 102 KB |
| |
01-06-2024 | سارا کامەلاس.ک. |
|
13 yaşındaki Ali Kürtçe okudu; jüri ve konuklar mest oldu
Grup: Qısa təsvir
Kurdipedia sayəsində siz kimlərin kim olduğunu bilirsiniz! Harada yaşayır və nə edir!
Loristanlı 13 yaşındaki Ali Tulabi, İran'da, TV3 kanalında yayınlanan yetenek yarışması yarı finalinde Kürtçe seslendirdiği “Leylim Ley” şarkısı ile jürinin büyük beğenisini alarak finale yükseldi. Jüri üyeleri, performansın ardından Tulabi’ye övgü yağdırdı.
İran devlet televizyonu TV3'te yayınlanan yetenek yarışmasına Rojhılat’ın Lorıstan vilayetine bağlı Kodaş kentinden katılan Ali Tulabi (13), diğer turlarda olduğu gibi dün akşam yayınlanan yarı finalde de söylediği şarkı ile jüri ve konuklardan tam not aldı.
Etkileyici sesi ve güçlü yorumuyla dikkat çeken Tulabi , Kürtçe “Leylüm Ley” parçası ve uzun hava seslendirdi. Tulabi’nin performasını beğenen dört jüri üyesi de genç şarkıcıya geçerli oy verdi.
Jüri üyesi sanatçı Karin Homayonfar, Ali Tulabi'nin altı oktava kadar yükselebilen bir sese sahip olduğunu belirterek, “modern çağın müzisyeni” diye adlandırdı. Homayunfar, Ali’den “Razavi” makamında bir şarkı okumasını istedi. Ali Toulabi, okuduğu şarkı ile jüri ve seyirciyi bir kez daha şaşırtmayı başardı.
Jüri üyesi Jale Sameti de Lor Kürdü olan Tulabi’nden Lorca bir parça istedi. Genç yarışmacı Lorca Tafang şarkısını seslendirdi.
Ali Tulabi, sms oylarının geçerli olacağı finalde, “Sun Girls” adlı grup ile birincilik için yarışacak.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 3,300 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Resurslar [1] İnternet səhifəsi | کوردیی ناوەڕاست | Rûdaw Başlıq xüsusiyyətləri Məzmun kateqoriyası: Müzik Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 16-06-2022 qeyd edilib Bu məqalə ئاراس ئیلنجاغی tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə ئاراس ئیلنجاغی tərəfindən 16-06-2022 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 3,300 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 30 KB |
| |
16-06-2022 | سارا کامەلاس.ک. |
|
2 Bin Yıllık Kürtçe Kitap Bulundu
Grup: Qısa təsvir
Kurdipediya gələcək nəsillər üçün keçmişin və bugünün tarixini arxivləşdirir!
$2 Bin Yıllık Kürtçe Kitap Bulundu$
Eski Avestaca olarak bilinen Kürdçe’nin Ahuramî (Hawramî) lehçesiyle yazıldığı belirtilen kitabın ceylan derisine Arami harflerle yazıldığı ve 20 sayfadan oluştuğu belirtildi. Yapılan incelemelerde kitabın yaklaşık iki bin yıllık olduğu belirtildi.
Kürdistan Arkeoloji Müdürlüğü yaptığı açıklamada bulunan kitabın 2 bin yıllık olduğunu söyledi. Kitabın Eski avesta dili olan Hawrami (Ahura-mani) Kürtçesi’nde, ceylan derisi üzerinden yazıldığı açıklandı. Tarihi kitabın Arami alfabesiyle Kürtçe yazıldığı verilen bilgiler arasında.
Kitabı Hawraman’da bulan doğu Kürdistanlı aile, Kitabın İran Devleti eline geçmemesi için sakladığını, ekonomik sıkıntılardan dolayı İngiltere’de satmak için götürdüğü, fakat bir çok duyarlı Kürd’ün girişimleriyle Kürdistan Bölgesi’ne teslim etmeye ikna olduğu açıklandı.
Kürdistan’da Zerdeştiler olarak da bilinen Bahdinilerden kalan ve Avesta’nın Gatalar bölümü olduğu sanılan iki bin yıllık bir kitabın bulunduğu açıklandı.
Şûnwarên Kurdistanê (Kürdistan’ın Mirası) adlı internet sitesinde yer alan bilgiye göre Doğu Kürdistan’ın Hawraman İlçesi’nden bir aile, bulduğu kitaba İran Devleti’nin el koymaması için kitabı Britanya’ya götürdü.
Sitede yer alan bir açıklamada Kürdistan Bölgesi hükümetine çağrı yapılarak ‘Kitabın Kürdistan’a geri getirilmesi için gerekli girişimlerde bulunulmasını istiyoruz. Çünkü bölge hükümeti yasal olarak bütçe ayırarak kitabı satın alabilir’ ifadelerine yer verildi.
Bahdin Dini’nin Peygamberi olan Zerdeşt’e vahy edildiğine inanılan Avesta en eski kutsal tekstlerden olarak biliniyor. Avesta’nın orjinal versiyonunun Arap ordularının, İran ve Kürdistan’a girdiği 639 yılındaki Kadisiye Savaşı sonrasında yakıldığı biliniyor. Eldeki Avesta tekstleri Arap işgali sonrası Hindistan’a kaçan Bahdini din adamlarının ezberinde kalan bölümlerin yazıya dökülmesi ile oluşturulmuş, 19 yüzyılda ortaya çıkmıştı.
Avesta’nın en eski ve en orjinal bölümleri olduğuna inanılan Gata (Gotin) bölümünün M.Ö 7 YY’da yaşadığına inanılan Peygamber Zerdeşt tarafından söylenen şiirlerden oluşuyor. Bulunun kitabın bu şiirler olduğu düşünülüyor.[1]
/ zernews Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 1,429 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Başlıq xüsusiyyətləri Məzmun kateqoriyası: Tarix Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 27-04-2023 qeyd edilib Bu məqalə ڕاپەر عوسمان عوزێری tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə ڕاپەر عوسمان عوزێری tərəfindən 27-04-2023 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 1,429 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 66 KB |
| |
27-04-2023 | سارا کامەلاس.ک. |
|
200 Kürtçe öğretmen atanması için kampanya başlatıldı
Grup: Qısa təsvir
Əsərlərinizi yaxşı formatda Kurdipediyaya göndərin. Onları sizin üçün arxivləşdirəcəyik və əbədi olaraq saxlayacağıq!
#Kürt# Dil Hareketi öncülüğünde medyada 200 Kürtçe öğretmeninin atanması için “ 200 Kurdce Atama” etiketiyle kampanya başlatıldı.
Geçen gece saat 21.00'de Kürt Dil Hareketi'nin (HezKurd) öncülüğünde Twitter'da başlatılan kampanyanın etiketi olan “200 KurdceAtama” kısa sürede Twitter’in TT listesine girdi.
Aralarında siyasetçi, gazeteci, akademisyen ve Kürtçe öğretmenlerinin de bulunduğu binlerce kişi, Kürtçe dersleri için 200 öğretmenin daha atanmasını talep etti.
tweet atan kullanıcılar, UNESCO ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşları ile AK Parti Kabinesi üyeleri ve muhalefet partilerinin liderlerini ekleyerek desteklerini istedi.
Kullanıcılar, “Biz de diğer milletler gibi kendi dilimizde okuyup yazma hakkımızı istiyoruz. Kürt çocuklarının bu haktan mahrum bırakılması büyük bir adaletsizliktir” mesajını paylaştı.
Muhalefet partilerine de seslenen kullanıcılar, Bizden oy istemeye geliyorsunuz, o halde taleplerimizi de dinlemeli ve haklarımızı savunmalısınız” dedi.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 2,938 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Resurslar [1] İnternet səhifəsi | کوردیی ناوەڕاست | rudaw.net Başlıq xüsusiyyətləri Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 10-08-2022 qeyd edilib Bu məqalə هاوڕێ باخەوان tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə هاوڕێ باخەوان tərəfindən 10-08-2022 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 2,938 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 23 KB |
| |
10-08-2022 | سارا کامەلاس.ک. |
|
389 yıl önce Farsça yazılan ‘Mîrnameya Hekariyan’ kitabı Kürtçe’ye çevrildi
Grup: Qısa təsvir
Kurdipedia sayəsində təqvimimizin hər günündə nələrin baş verdiyini bilirsiniz!
Kürt yazar Temirxan Yazici’nin 389 yıl önce Farsça yazdığı, “Mîrnameya Hekariyan” adlı kitabı; yazar, araştırmacı ve yayıncı Xalid Sadinî tarafından Kürtçe'ye çevrildi.
Kitap Peywend Yayınevi'nden çıktı.
Hakkari Miri Yahya Bey'in katibi Temirhan Yazici (Temerxanê Yazici) kitabı, Şahname'nin yazarı Firdevsi’ye bir nevi nazire olarak yazmış. Firdevsi eserinde nasıl ki İran şahlarına övgüde bulunuyorsa Temerxanê Yazici de Kürt mirlerine övgüde bulunuyor.
“Mîrnameya Hekariyan”da tarihi olaylar ayrıntılı ve manzum bir üslupla dile getiriliyor.
Kitapta 55'ten fazla tarihi olaydan bahsediliyor. Kitap, 6 yıllık bir çalışmanın sonucunda Xalid Sadinî tarafından Farsça'dan Kürtçe'ye çevrilerek yayınlandı.
Kitapta 10 bin 500'den fazla beyit yer alıyor.
Kitaptan 33 yıl önce haberder olduğunu ancak 2014’e kadar eline geçmediğini belirten Xalid Sadinî, Bu kitabı 32-33 yıl önce duymuştum ama ne yazık ki 2014'e kadar ulaşamadık. 2014'ün Aralık ayı başlarında kitabı almaya gittik. Yaklaşık 6-7 yılda Kürtçeye çevirdim” dedi.
Mesnevi tarzında yazılan kitapta, Hakkari mirlerinin 60 yıllık tarihi anlatılıyor. Kitap yaklaşık 100 yıllık tarihe ışık tutuyor.
Mîrnameya Hekariyan’ın birinci cildinde 5 bin 800 Farsça beyit Kürtçeye tercüme edilerek basıldı.
Kitabın Türkçe’ye de çevrileceğini belirten Xalid Sadinî, “Arkadaşım Tahsin İbrahim Doski şu anda kitabı Arapça’ya çevirmeye çalışıyor. Ayrıca yakında Türkçe'ye çevireceğiz. O mirlerin romanlarını bu kitaptan çıkaracağız. Biz bu kitabı temel alacağız ve ona göre hikayeleri yazacağız. Yani hikayelerin filmlerinin çekilmesini, dizilerinin yapılmasını istiyoruz. Şu anda bu konular üzerinde çalışıyoruz” bilgisini paylaştı.[1]
Kitabın ikinci cildi için 4 bin 700 beyitin tercümesi devam etmekte olup, tercümenin genel olarak tamamlanmasıyla birlikte Mîrnameya Hekariyan’ın ikinci cildi gelecek yıl Nisan ayında yayınlanacak. Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 3,795 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Resurslar [1] İnternet səhifəsi | کوردیی ناوەڕاست | Rûdaw Başlıq xüsusiyyətləri Məzmun kateqoriyası: Tarix Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 16-06-2022 qeyd edilib Bu məqalə ئاراس ئیلنجاغی tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə ئاراس ئیلنجاغی tərəfindən 16-06-2022 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 3,795 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 31 KB |
| |
16-06-2022 | سارا کامەلاس.ک. |
|
Almanya'da 44 okulda Kürtçe ders
Grup: Qısa təsvir
Bizim məlumatlarımız bütün zaman və yerlər üçün!
Almanya'da 1.5 milyon #Kürdistanlı# yaşıyor ancak Kürtçe ders alan çocuk sayısı 3 bin 200 öğrenci. Avrupa Kürdistan Öğretmenler Birliği, hem ailelerin hem derneklerin Kürtçeye sahiplenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Avrupa Kürdistan Öğretmenler Birliği'nin (YMK) verdiği rakamlara göre Almanya’da Kürtçe derslere sadece 3 bin 200 öğrenci katılıyor. Almanya'da yaşayan Kürtlerin ana diline sahip çıkması gerektiğine dikkat çeken YMK Başkanı Samir Xıdır Ebdi, Her alanda Kürtçe konuşulması gerekir. Aileler çocuklarını Kürtçe eğitime yönlendirmeli dedi.
6 eyalette Kürtçe ders
Almanya'daki eyaletlerde Kürtçe derslerin durumuna dair bilgi veren Ebdi, Bu yıl yaklaşık 3 bin 200 öğrencimiz var. Geçen yıla göre 200 öğrenci artmış. NRW eyaletinde 3 okulda daha dersler başladı. Hamburg, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen-NRW, Rheinland-Pfalz, Berlin, Brandenburg olmak üzere 6 eyalette toplam 44 okulda Kürtçe dersler veriliyor. Dersler ağırlıklı Kurmancî, Dimilkî ve Sorani lehçelerinde veriliyor. Bu rakamlar YMK'ye üye öğretmenlerimizin verdiği rakamlardır. YMK'ye üye olmayan öğretmenlerin, okul ve öğrenci sayısından haberdar değiliz diye konuştu.
Teşvikte yetersizlik var
Kürtçe eğitim gören öğrenci sayısının çok düşük olduğunu söyleyen Ebdi, nedenleri hakkında ise şunlara dikkat çekti: Geçen yıl NRW eyaletinde değişen yasaya göre ana dil dersleri öğleden sonraya alındı. Okul dersleri genellikle saat 13.00-14.00’de sona eriyor. Ana dil dersi saat 17.00 civarında başlıyor. Aileler okuldan sonra tekrardan Kürtçe ders için çocuklarını okula getiremiyor ya da getirmiyor. Biz çoğu kez ailelerimizi arayıp ‘çocuğunuz neden derse gelmiyor’ diye soruyoruz. Verilen cevap, ‘çocuklar istemiyor’, oluyor. Ailelerimiz Kürtçe dersini Almanca, İngilizce veya matematik dersleri gibi mecbur olarak görmüyorlar. Çocuklarına Kürtçenin önemini kavratamıyorlar. Önemini anlatsalar, çocuklar derslere severek, isteyerek gelir. Bazı öğretmenlerimiz de çocukları derslere teşvik edemiyor. Hala ülkedeki klasik metotlarını sürdürüyorlar. Burada yeni bir sistem var. Kendilerini bu sisteme göre değiştirmeliler. Derslerde sadece kitaba bağlı kalınmamalı, çocuklara Kürtçe dersini sevdirecek teknik-metot ve oyunlar bulunmalı. Bu nedenlerden dolayı çocuklarımızın derslere katılımının az olduğunu düşünüyorum.
Her okulda Kürtçe ders yok
Sorunların bunlarla sınırlı olmadığına dikkat çeken Ebdi, “Her şehrin her okulunda Kürtçe ders yok. Birçok öğrenci Kürtçe dersine katılmak için başka okula gidiyor ve zamanını yollarda geçiriyor. Örneğin benim bazı öğrencilerim derse katılmak için 90 dakikasını yolda geçirmek zorunda kalıyor. Aynı okulda Arapça ve Türkçe dersleri varsa bizim ailelerimiz çocuklarını bu derslere gönderiyor. Dolayısıyla Kürtçe dersine katılım az oluyor. Benim bu yıl ders verdiğim okulların birinde Arapça dersi yok. Bu nedenle Kürtçeye katılan öğrenci sayısında artış var. Aynı şekilde Arapça ve Türkçe dersinin olmadığı okullarda Kürtçe derslerinde büyük artış olabiliyor dedi.
Kürdoloji Bölümü önerisi
Kürtçe öğretmenler için çalışmalarının devam ettiğini söyleyen Ebdi, üniversitelerde Kürdoloji Bölümü açılması için girişimlerinin sürdüğünü belirterek şunları aktardı: “2 yıl önce Paris Inalko Üniversitesi'nde Kürtçe öğretmen adayları için açılan kursa 64 öğrenci katılmıştı. Hepsi sertifikasını aldı. Öte yandan Güney Kürdistan üniversiteleri ile birlikte bu sorunu gidermek için proje yapmak adına görüşmeler yaptık. Geçen yıllarda Güney Kürdistan Hükümeti Eğitim Bakanı'nın Almanya ziyaretinde görüşme yaptık. Projemizi sunduk. Bize Almanya'daki bir üniversite ile ortak Kürdoloji Bölümü’nü açma sözü verdi. Ardından korona nedeni ile iptal ettiler. Hala bize dönüş yapmadılar. Yine 2021 yılında ben Duhok'a gittim, Duhok Üniversitesi’nde Sayın Dr. Emin Abdulqarer Omar ile görüşme yaptım. Projelerimizi olumlu karşılayıp aynı şekilde söz verdiler. Hemen ardından Duhok Üniversitesi Başkanı Dr. Dawood Atrushi Almanya'ya geldi. Kendisi ile telefonla görüştük. O da söz verdi. Kendisine Duisburg, Essen, Dortmund, Bielefeld, Göttingen üniversitelerinin birinde Kürdoloji Bölümü'nün açılmasını önerdik. Bugüne kadar kendilerinden bir cevap alamadık. Fakat bu konudaki arayışlarımız devam ediyor.”
Her alanda ana dilimizi kullanalım
Kürtçenin sahiplenilmesi gerektiğine vurgu yapan Ebdi, şu önerilerde bulundu: Diasporada yaşayan Kürdistanlılar bulundukları yerlerde Aile İnisiyatifleri kurmalılar. İnisiyatifler aracılığı ile ana dilde eğitim talebinde bulunmalılar. Kurdistani dernekler ana dillerine önem veren çalışmalar yapmalılar. Bu nedenle büyük sorumluluğun Kürt siyasi partilerine düştüğüne inanıyorum. Ayrıca yaptığımız kutlamalarda, çıkardığımız ilanlarda, broşürlerde Kürtçe dilini kullanalım. Yaşamın her alanında kendi ana dilimizi kullanalım. Bu görev sadece YMK'nin görevi değildir. Eleştirinin büyük bölümü siyasi organlara geliyor. Maalesef siyasi partilerimiz ana dil çalışmalarına az önem veriyorlar. Eğer siyasi örgütlerin üyelerinin çocukları bile Kürtçe eğitim içinde yer alsa binlerce çocuk derslere katılmış olur.
3 ders kitabı çalışmamız var
Bu yıl Kürtçe dersler için yaptıkları proje ve hazırlıklara dair de bilgi veren Ebdi, Bizim YMK olarak ağırlıklı çalışmalarımızdan birisi Kürtçe ders kitapları üzerinededir. Kitap eksiğimiz var. Almanya'daki eğitim dersleri için kitap çalışmalarımız var. Komisyonumuzda şu an 3 kitap çalışması yer alıyor. Biri büyükler için, diğeri orta öğrenim için, diğeri ise ilkokullar için. Öte yandan iki kitabımız basıma hazır. Bunlardan birisi 450 kelimeden oluşuyor. Almanca-Kurmancî, Almanca-Dimilkî ve Almanca-Sorani dillerinde hazırlanmış. Diğer kitap ise orta okullar için dedi.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 2,821 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Başlıq xüsusiyyətləri Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 22-09-2022 qeyd edilib Bu məqalə ڕاپەر عوسمان عوزێری tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə سارا کامەلا tərəfindən 22-09-2022 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 2,821 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 59 KB |
| |
22-09-2022 | سارا کامەلاس.ک. |
|
Anneler ağlamasın diye Kürtçe ninni
Grup: Qısa təsvir
Kürdipediyanın qadın kollecləri milli məlumat bazalarında kürd qadınlarının müsibətlərini və uğurlarını müasir şəkildə arxivləşdirir.
$Anneler ağlamasın diye Kürtçe ninni$
#Mücahit Bilici#
Hayri Kasaç örneğini başka bir örnekle karşılaştırmadan bu bahsi tamamlamak doğru olmaz. Türk huzurda Kürtçe konuşma olaylarının en meşhurlarından biri, kuşkusuz, Ahmet Kaya’nın saldırıya uğradığı ödül gecesindeki konuşmasıdır. Aradaki fark neydi? Ahmet Kaya özgürleşmiş bir Kürt olarak dilenmek ve acınma talebinde bulunmak yerine sahip olduğu Kürtçe şarkı söyleme ve klip çekme hakkını ve bir Kürt olarak insaniyetini başı eğik, mahcup bir şekilde değil, başı dik bir surette dile getirme cüretinde bulunmuştu.
“O Ses Türkiye” isimli bir televizyon programında genç bir şarkıcı Kürtçe bir ninni söylemek istiyor. Bunun için “yayıncı”dan (önce patron ama daha derinde Türklük) izin istiyor. Haklı, çünkü işleyeceği şeyin bir tür cürüm olduğunu biliyor. Denklemden teknik nezaket kısmını çıkardığımızda bile geride neredeyse bir “dilenme” edasından kurtulamayan bir üslup görüyoruz: İstediği şeyin “küçücük” olduğunu tekraren söylüyor. Annesinin o bebekken onun kulağına fısıldadığı ninniyi televizyondan annesine hitaben okumak istiyor. Annesinin “tek kelime Türkçe bilmiyor” olduğunu dile getiriyor. O bu vesileyle “annesinin gönlünü almak” istiyor. Kürtçe bir ninni, söylenebilmek için ruhlara işlemiş Türklük bürokrasisinin içinden geçerek “temiz” kağıdı almak zorunda.
Hayri Kasaç isimli bu genç kardeşimiz, şüphesiz yapısal bir gerçekliği yansıtan bir örnek olarak burada bahse konu ediliyor. O bir mağdur ve tipik bir örnek. Onun yerinde olan çoğu Kürt genci benzer psiko-sosyal baskıyı hissedeceği için aynı duruma düşmekten kurtulamazdı.
Hayri 20 saniyede halledeceğini düşündüğü bir ninni için tam 35 saniyelik özür ve mazeret beyan etmek zorunda kalıyor. Yani güvenlik soruşturmasından geçiriyor kendini. Temiz kağıdını alması için kendini sıfırlaması, politiklikten biyolojikliğe ricat etmesi gerekiyor. Annesini anneliğe, kendisini de bebekliğe geri çekmek zorunda. Yaptığı şey merhametten başka bir şeyle muhatap kalmamayı garantileyecek şekilde kendini iptal etme işlemi. İzin koparabilmek için hak ve iddialardan geri çekilme eylemi gerçekleştiriyor. Buna ihtiyaç hissetmesi normal. Çünkü kimliği ve dili ulusal bir nezarethanenin bodrum katında tutuklu (Diyarbekir cezaevindekilerin hatıraları bunun işkenceli bir fotoğrafıdır). Neticede Kürtçe, savaş ve barış süreçlerine bağlı olarak teneffüse çıkabilen bir dil. Kürtçe bir hak-hukuk meselesi değil, bir izin ve sadaka konusu olduğu için Kürtler Türklerin huzurundayken Kürtçe konuşmanın bir ihlal, bir suç olduğunu bilirler. Kürtler hadlerini iyi bilir.
Kürtlere haklarını sadaka olarak verme konumundakiler nezdinde Kürt dili, en derin, en etkili meşruiyetini her zaman (Türkçe bilmeyen) bir annenin (hapisteki) oğluyla görüş gününde konuşma ihtiyacına mani olmaktaki vahşete “ayıptır, günahtır” deme lüzum ve konforunda buluyor. Çünkü o seviyede Kürtçe Kürt olmaktan çıkıyor, safi bir dil’e, sadece “dil”e dönüşüyor. İnsanın konuşma ihtiyacı kadar yalınlaşıp, gayrıpolitik bir mahiyet kazandıktan sonra Kürtçe dili konuşulma vizesi alıyor ve hakimiyet makamındakiler için “acınma”nın nesnesi haline geliyor. Sadaka, verilebilmek için gideceği adresin acınmaya liyakat kazanacak kadar soyunmasını ister. Dilenenin üst başının yırtık, kendisinin de iddiasız ve benliksiz olması gerekir.
$ANALAR AĞLAMASIN$
Adına Kürt sorunu denilen haksızlığa ve silahlı çatışmaya çözüm arayışlarının veya barış girişimlerinin her zaman “analar ağlamasın” klişesiyle başlaması bir tesadüf değildir. Analar ağlamasın’da anneliğin kutsal sayılması ve annelerin evlatlarına olan şefkatlerinin safilik ve fıtriliği bir gayrıpolitik dayanak noktası olarak kullanılır. Şöyle bir avantajı da vardır: Kimin annesi? İbare hem askerin hem de örgüt üyesinin annesine göndermede bulunmaya açık bir esneklikte ve insanilikte. Retoriksel olarak etkili ama tuhaf bir formülasyon. Üzerinde düşünüldüğünde sanki Sorun gelip annelerin ağlamasına mı kaldı? dedirtecek bir gariplik var.
Peki neden ‘çocuklar ölmesin’ diye değil de onların ‘anneleri ağlamasın’ denilerek sorun dile getiriliyor? Çünkü askerlerin ve örgüt mensuplarının insan oldukları gerçeği ile yüzleşmemek için bu iki unsur için gözyaşı dökülmesine izin verilmez. Sırasıyla “şehitlik” ve “terörist” tanımlamaları (biyopolitik bir ayrıştırmanın taksonomisi olarak) hayat hakkına dair devletin takdir iradesini yansıtırlar. Bu kişiler ölmezler (“şehitler ölmez” ve “teröristler etkisiz hale getirilir”). Uğurlarına ağlanamaz. Birini ulaşılamayacak kadar kutsal bir yüksekliğe, diğerini de yine erişilemeyecek kadar mahrem bir derinliğe koyarlar. Geriye gözyaşlarına hakim olamayan “anneler” kalır. Analar ağlamasın vurgusu, bu doğallığa karşı devletin çaresizliği kadar insanilik maskesidir.
Anneler ağlamasın söylemi de Kürtler söz konusu olduğunda meselenin neden hep duyguya çekildiğine dair başka bir örnektir. Şurası açık ki Kürtler duygunun hapishanesinde tutuluyor. Sevgi, acınma, kardeşlik gibi söylemler Kürtleri dilenci tutmanın araçlarıdır. Dilsiz insan (anne) ile masum bebek (ninni) arasında gel-gide mahkum olan Kürt, duygunun konusu kaldığı sürece esir ve dilenci olmaya devam edecek. Ne zaman ki Kürt ve Kürtçe resmen tanınıp hukukun konusu olur işte o zaman Türkiye’de Kürt ilk kez insan ve ilk kez eşit olacak.
Anneler ağlamasın değil anneler konuşsun dendiğinde sorunla yüzleşme başlar. Kürtler izne tabi, acınmaya muhtaç olduğu sürece ninnilere mahkum kalır. Kürtçe müzik bile duygu olduğu için tolere edilir ama Kürtçe söz ve konuşma dikkat ederseniz hala tam olarak meşru değildir. Çünkü aklı ve yetişkinliği temsil eder.
$AHMET KAYA$
Hayri Kasaç örneğini başka bir örnekle karşılaştırmadan bu bahsi tamamlamak doğru olmaz. Türk huzurda Kürtçe konuşma olaylarının en meşhurlarından biri, kuşkusuz, Ahmet Kaya’nın saldırıya uğradığı ödül gecesindeki konuşmasıdır. Aradaki fark neydi? Ahmet Kaya özgürleşmiş bir Kürt olarak dilenmek ve acınma talebinde bulunmak yerine sahip olduğu Kürtçe şarkı söyleme ve klip çekme hakkını ve bir Kürt olarak insaniyetini başı eğik, mahcup bir şekilde değil, başı dik bir surette dile getirme cüretinde bulunmuştu. Onun Türkçe konuşması bir Kürtçe konuşma cesaretiydi. Huzurdaki efendilerin cevabı ne oldu? Ahmet Kaya, ellerine geçen çatal, bıçak, marş ile saldırıya uğradı. Türk milliyetçiliğinin satırlı kültür esnafından, köksüz medya tetikçilerine ve hukuksuz adli bürokrasisine uzanan tahakküm altyapısı devreye girip onu sürgüne mahkum etti ve sürgünde vefat etti (bu vesileyle Ahmet Kaya’ya binler rahmet).
Orada ilginç olan bir boyut da Mahsun Kırmızıgül’ün durumuydu. Kalbi ve vicdanıyla Ahmet Kaya’nın yanında olduğunu tahmin edebileceğimiz bu Kürt sanatçı göründüğü kadarıyla o saldırgan tayfanın içinde kalmış, dışına çıkamamıştı. Ama bu çoğu Kürdün çaresizliğini yansıtan bir mahkumiyet haliydi. Kürtlüğünü mahcup olmadan vurgulamanın ağır maliyeti karşısında egemen Türklüğün içinde çaresizce ve gönülsüzce kalmak.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 1,229 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Başlıq xüsusiyyətləri Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 09-07-2023 qeyd edilib Bu məqalə ڕاپەر عوسمان عوزێری tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə ڕاپەر عوسمان عوزێری tərəfindən 09-07-2023 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 1,229 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 4 KB |
| |
09-07-2023 | سارا کامەلاس.ک. |
|
Babacan: Kürtler Meclis’e girdi ama daha Kürtçe giremedi
Grup: Qısa təsvir
Əsərlərinizi yaxşı formatda Kurdipediyaya göndərin. Onları sizin üçün arxivləşdirəcəyik və əbədi olaraq saxlayacağıq!
#Van#’da partisinin toplantısında konuşan DEVA Partisi lideri Ali Babacan, “Bu iktidarın reddettiği, çözemediği #Kürt meselesi# yakında ayaklarına dolanacak. Biz ise iktidara gelip bunu çözeceğiz” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, dün Van’da partisinin il binasının açılışına katıldı.
“Ağıt sesini adaletle dindireceğiz”
Burada vatandaşlara seslenen Babacan, “Bu iktidarın reddettiği, çözemediği Kürt meselesi yakında ayaklarına dolanacak. Dolanıyor da. Biz ise iktidara gelip inşallah bunu çözeceğiz. Çünkü meseleyi biliyoruz. Demokrasi içinde çözeceğiz. Meşru yollarla çözeceğiz. Siyaset eliyle çözeceğiz” dedi.
Babacan, “Devleti Kürt meselesinin çözümünün bir parçası haline getireceğiz. Ağıt sesini adaletle dindireceğiz. Bu yolda, kandan, gözyaşından beslenen hiç kimseye de geçit vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.
“AK Parti’nin ilk yıllarında cezaevindeki koşulların iyileştirilmesi sağlanmıştı. Hep beraber çok gayret gösterdik. Avrupa Birliği’yle müzakerelerde de önemli bir konuydu bu ve insanımız için bunları yaptık” diyen Babanca, “Geldiğimiz noktada bir kadın siyasetçi hastalığının ilerlemesine rağmen cezaevinde tutuluyor. Hastaneler ‘Bu halde hapishanede kalamaz’ diyor. Adli Tıp Kurumu’na gidiliyor, oradan siyasi baskıyla bir rapor çıkıyor ve hâlâ hapiste tutuluyor. Çok ağır bir haksızlık. Çok ciddi insan hakkı ihlali yapılıyor” ifadelerini kullandı.
“Bahçeli’nin yanından ayrılıp Kürt meselesini konuşacak durumu yok”
Babacan, Kürt meselesi konusunda Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrını eleştirerek, şöyle konuştu:
“Sayın Erdoğan ne demişti, ‘2005’te ne dediysem onun arkasındayım’ demişti değil mi, ‘Kürt sorunu benim de sorunumdur’ demişti değil mi? Peki ne oldu 10 sene sonra kendisiyle kavga etmeye başladı. ‘Kardeşim ne Kürt sorunu’ demeye başladı. Peki, Kürt meselesi çözüldü mü? Tam tersine dirildi. Erdoğan, bu bölgeye geldiğinde Dicle’nin kenarındaki kuzuyu hatırlıyor, Ankara’ya dönünce kurdun yanı başında hizaya giriyor. Farkında bile değil. Belli ki Sayın Bahçeli’nin yanından 2 dakika ayrılıp da Kürt meselesini doğrudan insanlarla konuşacak durumu da yok artık. Zaten ne zaman gitti Bahçeliyi, Perinçek’i yanına aldı o gün bugündür bu memleketin sorunları çözülmüyor.”
“Kürtçe iki cümle yazmayı bilmiyor musun?”
Kürtçe’nin Meclis tutanaklarına “X” şeklinde yazılmasını eleştiren Babacan, “TBMM’de insanların konuştuğu dil inkâr ediliyor. Bir insanın annesinden ninni dinlediği dili inkâr edilir mi? Bir milletvekili Meclis’te Kürtçe bazı ifadeler kullanıyor” dedi.
Babacan, “Meclis’in tutanaklarını açın bakın. Ne yazıyor? ‘X’ harfi koyuyorlar. ‘X’, İngilizce bir harf değil mi? Sen Meclis tutanaklarına İngilizceden aldığın bir harfi koymayı biliyorsun da Kürtçe iki cümle yazmayı bilmiyor musun?” diye sordu.
“Kürtçe bu toprakların dili” diye belirten Ali Babacan, “Ülkemizde en çok konuşulan ikinci dil. Meclis zabıtlarına bir ‘Bilinmeyen dil’ diye yazıyorlar bir ‘X’ diye yazıyorlar. Anlaşılan, Kürtler Meclis’e girdi ama daha Kürtçe giremedi” şeklinde konuştu.
Babacan şöyle devam etti:
“Eğer bu ülkede, ana dili hakkı hâlâ tartışılıyorsa, Türkiye’de yılda ancak 1-2 tane Kürtçe öğretmeni atanıyorsa, ülkenin meclisinde, ülkenin en çok konuşulan ikinci diline ‘bilinmeyen dil’ muamelesi yapılıyorsa, bir mesele var. Yoğunlukla Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı şehirlerde, belediyelere kayyumlar atanıyorsa, 6 milyon vatandaşımızın oyları yok sayılabiliyorsa, Türkiye dönüp dolaşıp parti kapatmak gibi bir ilkelliği tartışabiliyorsa burada bir mesele var.”
“Uğurlar, Ceylanlar ölüyorsa burada bir mesele var”
Katledilen Uğur Kaymaz ile Ceylan Önkol’u hatırlatan DEVA Partisi lideri Babacan, “Eğer bu ülkede, çocukların oynadığı alanlarda, panzerler geziyorsa, burada bir mesele var. Eğer Ceylanlar, Uğurlar ölüyorsa burada bir mesele var demektir” dedi.
Van’da askerler tarafından işkence edilerek helikopterden atılan Servet Turgut ve Osman Şiban'ın da terörist muamelesi gördüğünün altını çizen Babacan, “Van’da, iki masum vatandaşımız, hayvanlarını otlatırken gözaltına alınıp, terörist muamelesi yapılıp ve işkence sonucu biri vefat ediyor diğeri sakat kalıyorsa ortada bir mesele var. Bu meselenin adı Kürt meselesidir” yorumunu yaptı.
“Kürt meselesi tüm Türkiye’nin meselesidir”
Babacan, “Bizim için Kürt meselesi o partinin, bu partinin değildir. Kürt meselesi tüm Türkiye’nin meselesidir. Doğunun batının, kuzeyin güneyin değil, tüm Türkiye’nin meselesidir. Bizim için bu mesele bir hak meselesidir, hukuk meselesidir, adalet meselesidir. Temel insan haklarının pazarlığı olmaz. Vatandaşlarımızın tüm haklarını koşulsuz, şartsız, pazarlıksız derhal tanınır. Al-ver konusu yapamazsın” diye konuştu.
“Anadilini çatışma konusu olmaktan çıkaracağız”
Ali Babacan, “Geçmişte annelerin cezaevindeki evladıyla anadilinde konuşmayı yasaklayanların bugün nasıl hatırlandığını iyi biliyorsunuz. Onun için ne diyoruz? Ana dili, vatandaşlarımızın analarının ak sütü kadar helâldir. Bu konuyu bir çatışma konusu olmaktan çıkaracağız” şeklinde konuştu.
Kürt meselesini eşit vatandaşlık meselesi olarak gördüklerini vurgulayan Babacan, “Biz öyle kuru kardeşlik sloganları atanlardan değiliz. Biz, eşitlik diyoruz. Eşit vatandaşlığın altını çiziyoruz” dedi.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 3,231 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Resurslar [1] İnternet səhifəsi | کوردیی ناوەڕاست | rudaw.net Başlıq xüsusiyyətləri Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 08-08-2022 qeyd edilib Bu məqalə هەژار کامەلا tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə هەژار کامەلا tərəfindən 08-08-2022 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 3,231 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 36 KB |
| |
08-08-2022 | سارا کامەلاس.ک. |
|
Barzani Yardım Vakfı, Kerkük’te 20 Kürtçe okulunu tamir edecek
Grup: Qısa təsvir
Kürdipediyanın qadın kollecləri milli məlumat bazalarında kürd qadınlarının müsibətlərini və uğurlarını müasir şəkildə arxivləşdirir.
Barzani Yardım Vakfı Kürdistan Bölgesi genelinde geniş çaplı okulları tamir etme projesine başladı ve bu temelde Kürdistan Bölgesi’nden ayrı ele alınmayan Kerkük kentinde de Kürtçe eğitimin yapıldığı okullarda da tamirat ve yenilenme işlemleri devam etmekte.
Kerkük Kürtçe Eğitim Müdürlüğü’nün de destekleri ve tespitiyle Barzani Yardım Vakfı Kerkük kentinde 20 Kürtçe okulda tamirat, yenileme çalışmaları yapacağını duyurdu.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 2,817 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Resurslar [1] İnternet səhifəsi | کوردیی ناوەڕاست | Basnews Başlıq xüsusiyyətləri Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 30-07-2022 qeyd edilib Bu məqalə هەژار کامەلا tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə هەژار کامەلا tərəfindən 30-07-2022 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 2,817 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 176 KB |
| |
30-07-2022 | سارا کامەلاس.ک. |
|
Barzani Yardım Vakfı, Kerkük’te Kürtçe okulların yenilenmesi için 100 bin dolar ödenek ayırdı
Grup: Qısa təsvir
Kurdipedia hər bir kürd fərdin ictimai informasiya əldə etmək hüququnu təmin edir!
Barzani Yardım Vakfı’nın Kerkük’te Kürtçe okulların yenilenmesi için 100 bin dolar ödenek ayırdığı belirtildi.
Kerkük Kürtçe Eğitim Bölümü yayımladığı açıklamada, Kerkük Kürtçe Okullar Bölümü Yöneticisi Şêrzad Reşîd Kake’nin 17.07.2022 tarihinde Barzani Yardım Vakfı Kerkük Ofisi’nin temsilcilerini ağırladığını paylaştı.
Vakıf Program Bölüm Yetkilisi Berzan Elî yaptığı açıklamada, ziyaretlerinin amacının Kürtçe okulların yenilenmesi için vakıf olarak 100 bin dolar bütçe ayırdıklarını, bu bütçe ile 10 okul ve bahçenin yenileneceğini ifade etti.
Yapılan açıklamada, tamir ve tadilat işleri şu şekilde olacak; Boya, kapı – pencere, su – kanalizasyon, elektrik vb.
Kerkük Kürtçe Eğitim Bölümü Yetkilileri Barzani Yardım Vakfı’nın bu desteğinden dolayı teşekürlerini ileterek, vakfın çalışmalarında başarılar dilediler.[1] Bu yazının məzmununa "Kürdipedia" cavabdeh deyil, məsuliyyət yazının sahibi üzərinə düşür. Arxiv üçün saxladıq. Bu məqalə (Türkçe) dilində yazılmışdır, məqalələri orijinal dilində redaktə etmək üçün  simvoluna vurun!
Bu makale (Türkçe) dilinde yazılmıştır, makaleleri orijinal dilinde açmak için  sembolüne tıklayın! Bu mövzuya 2,683 dəfə baxılıb
Bu məqaləyə şərh yazın!
HashTag Resurslar [1] İnternet səhifəsi | کوردیی ناوەڕاست | Basnews Başlıq xüsusiyyətləri Texniki meta məlumatlar Bu başlıq سارا کامەلا tərəfindən 17-07-2022 qeyd edilib Bu məqalə ڕۆژان نوری عەبدوڵڵا tərəfindən göz-dən redaktə və yayımlanmışdır Bu mövzu sonuncu dəfə ڕۆژان نوری عەبدوڵڵا tərəfindən 17-07-2022 tarixində nəzərdən keçirilmişdir Başlıq ünvanı Kurdipedia Standartlar-a görə bu başlıq natamamdır, redaktəyə ehtiyacı var Bu mövzuya 2,683 dəfə baxılıb
QR Code əlaqəli fayl - Sürüm | Tip |
Sürüm |
| | | |
Editör Adı |
| Şəkil faylı |
1.0.1 | 197 KB |
| |
17-07-2022 | سارا کامەلاس.ک. |
|
|